KÜFLÜ BEYİN
Büyümüş, dedi genç kız kendi kendine. Oysa ki daha yeni görüşmüşler, üzerinden pek uzun zaman da geçmemişti, topu topu sekiz on gün kadardı. Sonra derin bir iç çekti. Zamandan daha hızlı değişir olmuştu insanlar. Üzülmüştü doğrusu, alacağı olsundu arkadaşının. Arkadaş... Bir fısıltıdan ibaret gibi geliyordu şimdi bu kelime. Hızla değişen zamanın kollarına bırakmaktan başka çaresi yoktu. Sessizliğe bürünmek zorundaydı; çünkü o, öyle istiyordu. O , onun için çok önemliydi, o bilmese de, farkında olmasa da. Ama neyseydi artık. Sel gibi akan kalabalığın için de biraz kimsesiz, biraz buruk, biraz karışık hissederek bir müddet susmayı öğrenmesi gerektiğini hatırlattı kendine ve ayaklarının rehberliğinde yoluna devam etmeye karar verdi. Zaman gene durmamış ve kafasını kaldırmasıyla güneşin bile ona tavır aldığını, oyunbozanlık yapıp kaçtığını yerine karanlıkta sahte güneş gibi görünen ay'ı bıraktığını gördü. Olmuyordu. Hem canı acıyordu hem de ona bu durumu yakıştıramıyordu. Ahh, düşünceler de bir türlü rahat bırakmıyordu ki! Yürürken birden duruyor, nerede olduğunu anlamak için etrafına bakıyordu ama bir türlü anlayamıyordu. Hava kararıp gökyüzünün misafiri değiştiği için tanıyamaz olmuştu çevresini. Hatta kendini bile. Onu bile.
Ve birden kokulu anılar geldi burnunun ucuna.. Neler neler, dile dökülemeyecek kadar çok, tekrarı yaşanamayacak kadar eşsiz, bir bedeni ebedi kılan güzelliklerle dolu bir ruhla yaşanmış en en en anılar... Durdu. Neler düşünüyordu böyle, halini gören de sevgilisinden ayrılmış ya da sevdiğini geri dönüşü olmayan bir yere göndermiş zannederdi. Evlenmiş de boşanmak üzere olan biri gibi davranıyordu. Abartmak zaten fazlaydı, fazlanın fazlasını yapmakta neden bu kadar ısrarcı olduğunu bilmiyordu. Hayır biliyordu. Acıtıyordu. Hem de çok. Keşke diyordu, hayır neye keşke diyecekti ki, keşke diyebileceği ne olmuştu ki? Yoluna devam etti. Bir daha derin nefes aldı ve bu sefer bu düşüncelerden kaçmak için olanca hızıyla koşmaya -kaçmaya- başladı. Karanlıkta daha da kararmış olan huysuz gölgesi arkada kalmış bekle, beni bari unutma diye haykırıyordu. Olmazdı. Ya her şey onunla olmalıydı ya da hiçbir şey onunla olmamalıydı. Gölgesinin fazla bencilsin bazı konularda dediğini işitir gibi oldu. Neler oluyordu böyle? Gölgesini bile arkada bırakacak, gölgesinden bile kaçar hale gelecek neler yaşamıştı ki? Küçülüpte büyümüş, Bilge Baykuş ile yarışan insan-"cık"-ların "İnsanlar neler yaşıyor, sen biliyor musun, beterin beteri vardır, haline şükret, bu da bir şey mi canım,..." diye uzayan ve sonsuza sonsuz kez giden cümleleri beyninde yankılandı. Ahh, kalbi de boş durur mu hemen verdi cevabı tabii içinden. O kadar saygılıydı yani sesini yükseltmeyecek kadar. Belki de sessiz değildi de, biraz bastırılmış, susturulmuştu toplum tarafından. Öyle değil miydi zaten haklıysan ya da karşındaki kendini daha acınası ya da daha fazla konuşmaya hakkı varmış gibi sen kendi, problemini, kendini, kendinselini anlatmaya başlayınca gözlerini köreltip kulaklarını sağırlaştırıp kendi-cik-i-n-i koymaz mıydı merkeze? Yoksa yanılıyor muydu veya farklı bir gezegenden bu Dünya gezegenine mi atılıvermişti de böyle örtbas, susgeçler ile karşılaşıyordu durmadan? Neden sürekli böyleydi? Ahh, bazen bu tür durumlarda filler ile karıncaların damarlarında yakalambaç oynadığını düşünüyordu. Olsundu, oyun oynamak güzeldi, yalan söylemek kötüydü.
Düşünce balonları Kapadokyadakiler kadar olur da onu hiç bilmediği diyarlara götürüverir diye korkmaya başlayınca herzaman olduğu gibi gene durdu. Tek çözüm vardı zamanla olan savaşı kazanıp karşısındakinin peşinden koşmaktı... Dur bekle demekti... Çünkü, o, pek çok şeye değerdi ve bunu kendinselleştiren bilebilirdi... O, değerli hem de çok ama bir sorun var: O, ne ?
Düşünce balonları Kapadokyadakiler kadar olur da onu hiç bilmediği diyarlara götürüverir diye korkmaya başlayınca herzaman olduğu gibi gene durdu. Tek çözüm vardı zamanla olan savaşı kazanıp karşısındakinin peşinden koşmaktı... Dur bekle demekti... Çünkü, o, pek çok şeye değerdi ve bunu kendinselleştiren bilebilirdi... O, değerli hem de çok ama bir sorun var: O, ne ?

Yorumlar
Yorum Gönder