Konuşkan Suskun




   Biriktirilenleri boşaltma vakti geldi. Hazır mıydım bilemesem de ikilemler, üçlemler, beşlemler diye sürüp gidenler arasında kendimi kendimsellerle karıştırmak oldukça yorucuydu, bunu iyi biliyordum, içten dışa; dıştan içe ızdırap duyuyordum. Enteresan mı bilemesem de bundan büyük bir zevk alıyordum.
   Sizlere anlatacak kocaman bir hikayem de yok. Sadece ben, kendim, benseller, kendimseller ve evrenselde yer zapt eden sizseller vardı. Evet, evet sizseller… Sizseller varsınız ya hani, kendinizi, kendiselinizi; bizi, bizseli; sizi, sizseli oluşturan sizseller. Küçülen hikayemde nohut tarlasına saldıran uzaysalları anlatacağım. Aylı bir sabaha yattığım günde gene annemin sesi yerine Baykuş Görünür Görünmez’in ürkütücü sesiyle uyandım. Bilirsiniz, bir şeye şaşırdığında hep böyledir, zaten bu türler, bu tür olaylarda hep böyledirler. Yan sağımızdaki tarlada pembe pembe yıldızlar uykularından uyandırılmış ne oluyor dercesine etraflarına bakıyorlardı. Pembe yıldızlar en güzel kış mevsiminde sarı kar yağdığında deniz tuzuyla güzel olurdu. En son çocukluğumda onunla yemiştim. Hani sizin sizselleştiremediğiniz var ya onunla. O, turuncuyu bense siyahı severdim. Annemin O’na yardım etmesinden nefret ederdim, hak ettiğine inanmazdım. Uzaysallar kaçırsın O’nu diye hep kırmızı erik çorbasını en önce ben bitirirdim ve sıradanmış gibi sandalyenin üstünden bakardım O’na. O ise iştahla yemeye devam ederdi aç olmasına rağmen. Bir de şeysellerden Şey vardı, durmadan beni izleyen. O’nu görünce görmez olur gibi davranır, adeta Solucan Paris’e benzer, siyah makarna yerdim. Şimdi sıra nohut tarlasında olan uzaysallarda. Çok uzun süre hatta yıllarca tuvalet ihtiyacı duymayan uzaysallar, yemek içmezlerdi, içmek yerlerdi, böylelikle kaynat-buhar-at yöntemiyle hep dinç kalmışlardı. Evdeki eski ansiklopedi tabletlerde okuduğum kadarıyla nohut onlar için bu yöntemlerinin yapıkayasıydı. Çözüm basitti: elbette ki onlara bu nohutları vermeyecektim. Ben, ben, ben olmalıydım en akıllı, en tek, en yalnız, ve en’ler için Şey ile konuşma cesaretinde bulundum.
   Şey, kaçmak istediği zamanlarda yaptığı gibi şeylerle şeydi. Bu korkunçtu, patlamış mısırdan daha çok bulut gibiydi Şey’in kahkahasını duymak. Tıpkı beni görüp yazamayacağınız gibi. Mark Twain’i sizseller, kendiselleştirdiğiniz için az çok bilirsiniz. O der ki “He had a dream, and it shot him.”. Pekala, unutuverdim evrensellerden kiminiz İngilizce içemiyorsunuz. Şöyle diyor: “ Bir hayali vardı ve onu mahveden de bu hayal oldu.” Gibi türetiselleştirebilirsiniz kültürselli sizseller. Böyleydi, hep böyleydi odun kaşıkladığı zamanlarda. O’na kaç kitap yedin bugüne kadar diye sorsanız bile umrunda olmazdı. Hem ona annemin yaptığı reçelli gofret kekinden de getirmiştim. Artık istediğimi Şey’den isteyebilirdim: uzaysalları nohutsuz bırakmak. Sorduğumda bana, vaktin artmış olduğunu geç kaldığımı ama Karanlık Hindiba suyuna gidip susuz su getirebilirsem ve tarlaya dökersem kendimselce başarılı olabileceğimi söyledi. Yollar, yollar, yollaştıkça peynir kokusu etrafta pek bir okyanus gibi esiverdi de seraplar görmeye başladım kendimselce.
   Çözümsüzlüğe çözüm aramak çok mantıklıydı; çünkü yapacak her işim yoktu. Bilirsiniz varsa da yoktu, düşünmekten ve gerçekleri yaşamaz buzul ayısı Kosi beyin yanına gitmek aklıma geldi. Onunla, O’nu konuşursam Şey ile olan şeyden şey olabilirdim. Farkındayım sana büyük bir sır verdim, veriyorum, verecektim; ama çok sıkıldım. Biliyorum, biliyorsun sen de öylesin. Muhtemelen terazide tartamayacağın sadece fiziksel ağırlığı olan fazla pişmiş pirinç gibi olan ve beyin adını verdiğin evrende yer zapt eden boş ya da dolu varlık da sorguluyor,          ya – lan – lar söylemesin o küçükleri büyüten, büyüklerin dil isimli bedenindeki organ parçası. Ara mı versem diyordum. Ne arası? Ben ara vermem, son veririm. Uğraşacağım şeyler, şeyseller ve O’nu şeyleyeceklerim var, bilirsin hep meşgulümdür boş günde uyumayacak, dopdolu dakikada uyuyacak ya da gibi görünecek. Ne anlattım sana her şeyi mi, her şeyimi mi, hiçbir şeyi mi, yoksa hiçbir şeyimi mi? Pek hatta hiç yapmadın da düşünmeyi öğren O’ndan işte o zaman tekrar döneceğim. Şimdi evrenin en uzun yolcuğuna çıkıyorum ve ne berbattır ki bavulum yok. Ne acı değil mi şimdi tüm bu gezegenleri arkamda bırakıp nasıl O’na gidebilirim? …
   ***
   Bekle, bekleme, geliyorummm…

Yorumlar

Popüler Yayınlar