Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigory Petrov

   Güzel Suomi. Diğer adı ile işgal ve ilhak altında alınmış olup yücelmiş ülke- Finlandiya. Okurken modern döneme ait bir peri masalını andırır gibi. Başarmışlar evet evet bizler için kulağa masal gibi gelse de başarmışlar. Kuralları uygulayabilmiş ve tıpkı Petrov’un da dediği gibi bu kuralları uygularken devlete ve millete ait hiçbir kurum kötü gösterilmemiş herkes bulunduğu yerde birer öncü olmuş. “Vatan için yaşamak, ülkenin ilerlemesi ve yükselmesi için çalışmak da ülke için ölmek kadar şereflidir.” diyerek bizlere ülkede yaşayan hiçbir bireyin değersiz olmadığını adeta yapbozun parçaları gibi birbirlerinin bütünlüğünü sağladıklarını ifade etmiştir. Basamak basamak diğerinin tamamlayıp yetemediği yerde yetişip yetmek temel hedef olan millet bilinci ile milleti yukarılara çıkarmak. Bu yükselişte büyük önem taşıyan Snelman “Ülkede çalışan ve üreten her bir insan, bir değerdir. Bunun yediği-içtiği her şeyi, tüketimini hesaplayınız. Mantıklı bir şekilde yetiştirilen her insanın, ülkeye neler kazandırabileceğini bir düşünün!.. Bir de üretmeden tüketenlerin, sarhoşların, asalakların maliyetini karşılaştırın. Eğer halkımız eğitim görmüş olsaydı, bunların her biri, ülke için millet için çalışan, üreten birer güç kaynağı olurdu.” Her bireyin ülkesi için ne denli kıymetli olduğunu ifade eden bu sözler Suomi halkının elbette ki kalbine işledi ve adım adım az çok demeden herkes bu yüce görevde ülkesini yukarılara taşıdı. Hatta Reçel Kralı Jarvinen’in nasıl sade bir yaşantısı var iken küçük tezgahında kurabiyeler satar iken kral olduğunu ve hedefini yüksek tutup diğer iki arkadaşının da yumurta ve ayakkabı kralı olduğu örnek olarak gösteriliyor. Yüreklere dokunup potansiyelini fark etmek, ettirmek Snelman’ın tam da başardığı bu işt. Bataklıkları nasıl zambaklar ile doldurduğu, zambaklar ilkesine dönüştürdüğü, onun umudu ve rehberliği. Kuşkusuz Suomi halkının da isteği ve azmi olmasa tek başına Snelman ne yapsa başarılı olamazdı. Burada bir olmanın birlik olmanın getirilerini ve iradeleriyle potansiyellerini kullanabilen bireylerin örnek ülkesini görmekteyiz. Beş parmağın beşi de bir değil diye bir söz de vardır. İlla ki beyazın içinden siyahlar çıkmış ama arınarak ve en temelinde potansiyeli keşfedilerek doğruya iyi olana yönelmiştir. Bunun örneği Haydut Karokep olarak karşımıza çıkar kitapta. Küçük yaşları yavaş yavaş geride bırakan Karokep büyümesi ve çeşitli olaylar ile değişmiş, bir hayduta dönüşmüş, astığı astık, kestiği kestik olmuştur. Din adamları da dahil olmak üzere hırsızlıktan adam öldürmeye farklı suçlara karışmıştır. Sonunda ne olduğunu nasıl bir hale geldiğini söylemek istemiyorum kısa olan bu kitabı okuduğunuzda kendiniz görün. Burada papazın ona söylediği bir sözü sizlerle de paylaşmak istiyorum: “Eğer Tanrı senin cezanı vermemişse, kendini düzeltmeni beklemiştir.” Bireyin kendine göre içselleştirebileceği bir o kadar derin anlam taşıyan bu cümle muhakkak ki Haydut Karokep’i de etkilemiştir.
   Kitabın günümüzden neredeyse bir asır kadar öncesinde o gün şartları altında yazılmış olması da kimi zaman yerinde saymaların süresinin ne denli uzun olduğunu gösteriyor. Şunu da unutmamak gerek ki değişimin çok hızlı olduğu bu asırda inişler ve çıkışlar da bir o kadar hızlı ve anidir. Değişim var, değişen gelişen büyüyen ve küçülen şeyler var iken bir yetişkine nasıl hala bebek ayakkabısı uyabilir, denk gelip giydirilebilir? İşte tam da bu noktada muasır medeniyetin ne olduğunu fark ediyoruz. Çağa, güne kısacası an’a ve duruma derhal uyum sağlayabilen. Gelişim birden olmayacağı için koşmadan önce yürümeyi öğrenmek gerek. Bu kitapta verilen özverili mücadele her türlü alana endekslenebilir ki bunun sağlandığı anda daha duyarlı, hakiki çalışkan bir çevreye sahip olabilme ihtimali hayalden öteye geçebilir. Bunun en canlı örneğini Bir Köy Doktorunun Hatıraları kitabının yazarının verdiği mücadele ile -10 ile (+)10 arasındaki farkı gözler önüne sererek birlik olmayı, beraber kalkınmayı dayanışmayı bizlere aşılamaya çalışıyor. “Devlet, büyük bir ailedir. Onun mensupları sizin küçük kardeşlerinizdir. Alt tabakanın kusurları, kısmen de üst tabakanın ihmallerinden ve duyarsızlığından kaynaklanmaktadır.” Doktorun ifade ettiği gibi duyarsız olmamak gerek yoksa parçalanmak çok kolay olacaktır. Snelman’ın “Artık halk da bilsin ki memurlar, halkın hizmetçileridir.” sözü biz olan halk olan hizmet isteyen hizmet eden bireylerin bilinçli olmamızı vurguluyor. Halk, biziz; hizmetçi de biziz. Bunu hiç unutmamak gerek ki dayanışma içerisinde ülkemizi bu örnekleri yol gösterici olarak kabul ederek gelişmiş medeniyetler seviyesine taşıyabilelim. Eee hadi o zaman. Umudumuzu yitirmeden duyarsız olmadan!

Yorumlar

  1. Merhaba, bugün bir okurun teşekkür yorumuna cevap verirken, sizin de aynı yazıya bıraktığınız yoruma bakıp, ziyarete geldim. Bu kitabın ününü o kadar çok duydum ki, hala almadığım için utanıyorum. İlk fırsatta okuyacağım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Ne demek , edebiyat gerçeklik ile o kadar iç içe ki bizlere yudum yudum sunduklarından
    faydalanabilmek dileğiyle keyifli okumalar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar